*


         Elbette benimle ilgili bilmediğiniz pek çok şey var. Ama kocamın bile hâlâ hakkımda bilmediği yeni yeni şeyler keşfetmekte olduğunu söylersem, burada size aktaracaklarımın ne kadar kısıtlı ve ancak somut şeyler olabileceği hakkında bir fikir vermiş olurum.

         Turizm
“Eğitimi” bölümünde, Turizm Bakanlığının kurslarına giderek, bröveli bir turist rehberi olduğumu yazmıştım.
İşte bu mesleğe, önce sürekli olarak 7 yıl, ardından da, aralıklı olarak 1-2 yıl devam ettim. Aslına bakarsanız, özel ve güzel (!) gruplar olursa, ben de özel bir rehber olarak, seyrek de olsa hâlâ çalışıyorum.
Rehberlik yaptığım 3 dil var: İtalyanca, İngilizce, Fransızca.

Bunlardan Fransızca’nın, sözlüsünü vermiş, ama yazılıyı başaramamıştım. İleride tekrar sınava girmek istiyordum, ama insan bir kere bir şeylere hak kazanınca, oradaki bir diğer kolu da yasallaştırmak için pek fazla bir motivasyon kalmıyor içinde. Ayrıca bu dilde pek az çalıştım, yani meslektaşlarımın hakkını yemiş sayılmam.

“Ülkesel rehber” olmama karşın, bir tek kez hariç, sadece İstanbul içinde rehberlik yaptım. Bu, evlenmeden bir yıl önce, yani rehber çıktığım 1983 yılında, kendi de turist rehberliği ile hayatını kazanan, bugünkü sevgili kocamın bana koyduğu bir kuraldı. İşime geldiği için kabul edip uyguladım. Anadolu yollarında, sırtımda 40 kişilik bir grubun sorumluluğu ile günlerce, aylarca, kilometrelerce koşup durmanın düşüncesi bile, işine gelmeyen konularda tembel olan ruhum ve bedenime pek zor geliyordu.

Ayrıca Nazar -bugünkü kocam- haklıydı, ikimiz de bu işi Anadolu rehberi olarak yapsaydık, birbirimizi sadece havaalanlarında, camilerde, müzelerde görebilecek ve sevgili oğlumuz Aras’ın dünyaya gelmesi için gerekenleri yapacak vaktimiz bile olmayacaktı belki (!)

Bir itiraf: Rehberliği hiçbir zaman çok fazla sevmedim. Bunda esas sebep fiziki çalışma koşulları oldu. Özellikle İstanbul turları çok yorucu oluyordu, çünkü 2-3 gün içinde, gelen turistlere en fazla servis sunulmalıydı. Hemen her gece “gece turu” oluyordu... Bu durumda çok erken uyanmak, tüm gün çalışmak, gece geç saatlere kadar dışarıda kalıp geç yatmak, 4 saatlik uykularla, 2-3 günlüğüne de olsa bu tempoyu sürdürmek, uykuya düşkün olan bana zor geldi hep. 3 günlük turdan sonra, kendime gelmem de bir 3 gün alıyordu...

Oysa diğer yandan ülkemin, insanlarımın iyi bir temsilcisi olarak; Türklük adına görev yapmaktan, bazı meslektaşlarım bunu okurken dudak bükecek olsa da, hep keyif ve gurur duydum. Ayrıca elimde mikrofonla 40 civarı kişiyi etki altına alıp, peşinden sürüklemek, göz önünde ve lider olmak, bir bakıma uzaklaştığım görsel sahne üstü sanatlarının bir devamı gibiydi.

Bu meslek sayesinde çok nitelikli dostlarım oldu. Kocamın tur dönüşlerindeki o “cici” (!) hâlini anlamama yardımcı oldu. Yani çoğu konuda olduğu gibi, bu konuda da pişman değilim.



 
© Copyright Tevfik ERASLAN