*


Daha önce de söz ettiğim gibi , babamın dayısı Şehir Tiyatrolarının en eski sanatçılarından Necdet Mahfi Ayral. Onun kızı, yine Şehir Tiyatroları sanatçısı Jeyan Mahfi Tözüm. Babaannem, provalarına katıldığı bir oyundan, öğretmenlikten atılacağı için, son anda vaz geçmiş bir çılgın... Doğaldır ki bu ortamda benim de tiyatroya ilgi duymam gerekirdi, duyacaktım da belki, ama sanırım bana bu hak tanınmadı.
Demem o deme ki; daha kendimi yeni yeni bilmeye başladığım çağlarda, şehir tiyatrolarından teklif geldi bana. Her filmde ayrı bir karakteri canlandıran ve her bir sahneyi en fazla 3-5 kere oynayan ben, bir yıl boyunca her gece aynı şeyi oynayacak olmanın çok sıkıntılı bir şey olduğunu düşündüm. Ayrıca bütün bir oyunu ezberlemekten korktum ve istemedim. Çünkü o sırada filmler, hâlâ da çoğu kez olduğu gibi, “sufle verilerek” çevrilirdi. Ezberlemeye gerek yoktu. (Aslında bu korkumu bugün hâlâ anlayabilmiş değilim, çünkü okul hayatımda filan , asla ezber sorunum olmadı, ama ezber yapmayı sevmezdim o başka...) Bugün, 3 oyunda rol almış olan ben, itiraf ediyorum ki o teklifi değerlendirmediğim için çok pişmanım.

Gelelim sadede...Üç tiyatro oyununda görev aldım:
1- AÇ KOYNUNU BEN GELDİM
2- ÇATAL MATAL KAÇ ÇATAL
3- HABABAM SINIFI

AÇ KOYNUNU BEN GELDİM
Bu benim oynadığım ilk oyundu.
Teklif Tuncay Özinel Tiyatrosu’ndan gelmişti. Başrollerde Tuncay Özinel ve ben oynayacaktık. Diğer rollerde ise hatırlayabildiğim kadarı ile Altan Karındaş, rahmetli Duygu Ankara, Ferdi Atuner, Semra Savaş, Mehmet Özekit vardı.
Yine korkmadığımı söylersem yalan olur, ama bu kez “evet” dedik. İlk provalarda çok utanıyordum, çünkü ne kadar iyi bir sinema oyuncusu olursam olayım, bu benim ilk tiyatro tecrübemdi, ve yıllarını vermiş sanatçıların yanında, ismim sayesinde başrolü oynuyordum. Üstelik ben sinemada provalar esnasında asla rol yapmazdım. Aksiyon ve ışık provasını yapar ve ancak “motor” dendikten sonra rol yapardım. Oysa tiyatroda böyle bir şey yoktu, daha okuma provasından itibaren rol başlıyordu, ve oyuncular birbirlerinden etkilene etkilene, oynadıkları karakteri, yapacaklarını geliştirip, oturtuyorlardı...
Bu oyun da o sıra moda olduğu üzere müzikli ve danslı idi.
Kaç oyun oynadık hatırlamıyorum, ama 100 ün üstündedir sanırım. Hiç birinde en ufak bir aksaklığa neden olmadım, ve rolümü de başarı ile oynadım. Ama bugün oynasa idim çok farklı oynardım. Zaten sanatçı olmanın gereği de bu değil mi? Yapılanı sürekli geliştirmek...

ÇATAL MATAL KAÇ ÇATAL
Rahmetli Egemen Bostancı’nın prodüksiyonlarının yer aldığı yanan Şan Tiyatrosunda, hafta sonları gösterimi olan , çocuklara yönelik müzikli ve çok zengin bir yapımdı. Milli Eğitim Vakfı ile Hürriyet gazetesi işbirliği ile gerçekleştirilmişti. Başka kimler görev almıştı tam hatırlamıyorum, ama hatırladığım diğer birkaç kişi; Adile Naşit, Füsun Erbulak, Altan Erbulak ve Leman Sam idi... 
Oyun, bir tiyatro oyunundan ziyade bir şenlik, bir tür sirk gösterisi gibi kurgulanmış olduğu için, herkesin bir bölümü vardı ve orada görev alıyordu... Ben çocuklara bir tür “masal perisi” veya “oyun perisi” kimliğinde çıkıyor, şarkı söylüyor, onlara oyunlar öğreterek, yine onları bu oyunlara katılmaya davet ediyordum... Koreografimi de kendim ayarlamıştım. Antremi sahneyi boydan boya perendeler (bir tür takla) atarak yapıyordum ve bale yaparken öğrendiğim bu hareketi sahnede, o yaşımda (25-26) kullanmak acayip keyif veriyordu bana...

HABABAM SINIFI MÜZİKALİ
Bu oyun Türkiye’nin “müzikal” tanımına en çok uyan ilk oyunu idi bana ve konusunda uzman birçok eleştirmene göre... Yani sırf eğlence olması için araya müzik ve dans konmuş bir tiyatro oyunu değil de, anlatıma katkısı olması için müzik ve dansa başvurulmuş bir eser.
Bu dediğimin gerçekleşmesinde, müzik ve dans unsurlarının, deneyimli ve başarılı bir ekip tarafından geçekleştirilmiş olmasının payı çok büyük... Müzikler, Mazhar-Fuat-Özkan gibi, Türkiye’nin gelmiş geçmiş, belki de gelecek en iyi müzik birlikteliğine sahip olan ekibi tarafından yapılmıştı.
Koreografide soyadını hatırlayamadığım bir Altan Bey vardı ve yanılmıyorsam Devlet Opera ve Balesindendi. Öğrencileri oynayan, benim gibi oyuncu olan birkaç kişi dışında diğerleri, yine konservatuar bale bölümü mezunu ya da Devlet Opera ve Balesi’nden şu veya bu nedenle çıkmış kişilerdi. Birkaç örnekle sizi şaşırtayım isterseniz... : Yonca Evcimik, Yaprak Özdemiroğlu, Mazlum Çimen, Arsun Erdal vs...
Genel yönetmen Ertem Eğilmez’di. Yani tüm o Hababam Sınıfı filmlerinin yaratıcısı... Onun yönlendirmesi doğrultusunda oyunu yöneten ise Metin Serezli idi. Daha sonra oyunlar devam ederken, onun görevini Ahmet Gülhan üstlendi.
Yıl 1981-1982 ve oyuncu kadrosu dev : Adile Naşit, Şener Şen, Şevket Altuğ, Ahmet Gülhan, Derya Baykal, Ayşen Gruda, Ulvi Alacakaptan, İlyas Salman...
Ben “Disko” lakaplı, dans etmeyi seven bir öğrenciyi oynuyordum. Aldığım bale eğitimi sayesinde danslarda baş dansçının hemen yanında yer alıyordum. Öğrencilerin – İnek ve Güdük’ten sonra- en ön planda olanı idim. Söylediğim özel bir şarkı ve solo bir dans vardı oyunun bütünü içinde. Ne yazık ki, telif konusunda Mazhar Fuat Özkan’la anlaşmaya varılamadığı için, televizyonda o güzelim “müzikal” müzik ve dans bölümleri olmadan, kanatsız bir “kuş” gibi oynuyor.
Bu oyunla ilgili çoook şey yazabilirim, ama buranın bir site sayfası olduğunu unutmadan son olarak oyunla ilgili duygularımı yazmak istedim. Çok keyifli ve heyecan verici idi, hele  “oyunculuk”, “dans etme” ve şarkı söyleme” yeteneklerimin aynı anda kullanıldığı bir projede bulunmak benim için muhteşemdi...

 




 
© Copyright Tevfik ERASLAN