Yaş 40 ın üstüne geçince, hafif bir “geri dönüş” başlıyor genel hayat performansında, bilmem bilir misiniz?
Psikoloji eğitimim sırasında: “0-20 yaş arası gelişme, ilerleme; 20-40 arası duralama; 40 sonrası gerileme dönemi” şeklinde , bana Osmanlı İmparatorluğunun dönemlerini hatırlatan kaba bir dilimleme yapılmıştı zihin için. Nasıl ki piyasadaki bazı çocuk yetiştirme kitaplarına göre –çoğu en az yirmi yıl önce yazıldığından dolayı- çocuğumuz cüsse açısından bir “dev”, veya bilişsel gelişim açısından bir “dahi” olarak çıkıyorsa karşımıza; bence yaşla ilgili o dönemsel bulgular da zaman içinde değişmiş, eskimiştir... Araştırmasını yapmadım, bilmiyorum. Ama şu gerileme dönemini en az 50 ye alalım lütfen !
Aslında öykü ve şiir dışında yazdıklarımdan söz etmemi beklerken , bu psikoloji dersinin nereden çıktığını merak etmiş olabilirsiniz; amacım neden yazının her çeşidinde yazmaya kalkıştığımı anlatmak... Madem ki yaşam çizgisinde artık gerileme dönemindeyiz ve çok fazla şey öğrenmeye imkan yok , (Yalan tabi ! Arkasına saklandığım tatlı bir “tembel yalanı” bu... ) ben de bugüne dek öğrendiklerimi, yaşadıklarımı satarım diye düşündüm... Yani deneyimlerimi, duygularımı, düşüncelerimi; okumak isteyenlere aktararak hayatın renklerine minik de olsa bir katkım olmalı; olursa iyi olur diye düşündüm... “Satmak” tabiri işin argosu, ama gerçekten satılmasına da itirazım yok elbette.
****************
Öykü, anı ve şiirler dışında yaptığım yazı çalışmalarına gelince...
2001 yılında Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği’nin yayın organı olan “Boğaziçi” isimli dergide “Parlama Noktası” adı altında bir sayfam vardı, bir yıl boyunca her ay bir yazım yayınlandı.
Bir dönem “Kadınvizyon” adlı bir web sitesinde köşe yazıları yazdım.
Köşe yazıları yazmaya, yayınlanmasalar da eğlenmek, dinlenmek veya günün birinde bir yere yazacak olursam, cepte biraz stok olsun diye ara sıra devam ediyorum.
Öz yaşam öykümden kaynaklanan bir kurgu bilim romanın aşağı yukarı ortalarındayım... Ama bu hızla yazmaya devam edersem, kurgu bilim olmaktan çıkıp “güncel” olacak ! J)))
Tabi bir de “Parlama Noktası” adlı anı kitabımda yer alanların dışında kalan anılarım var. Önceden yazmış olduklarım orada burada, karmakarışık duruyor. Ancak yazılı olanlar, yazılabileceklerin ancak beşte biridir herhalde. Yazılmışları düzenlemek, yenilerini yazmak, sonra da ikinci, üçüncü kitaplar halinde yayına hazırlamak gerekiyor.
Her yemeğe (!) maydanoz olmayı pek sevdiğim için, “deneme” diye nitelendirilebilecek, hayat üzerine duygu ve düşüncelerimi yansıtan bazı yazılarım da var elbette. Ama onlar şimdilik, gerçekten deneme...
Şimdi de benden size bir tavsiye: Güzel yazabiliyor olsanız da olmasanız da, onların yayınlanma şansları olsa da olmasa da, en güzel ve en verimli rahatlama, dinlenme yöntemi olan yazmaya başvurmaktan çekinmeyin... Yazın ! Hiç kimse okumasa bile siz okursunuz onları, insan kendi çocuklarını seyretmekten bıkar mı?!