*


DİĞER

Deli kızın çeyizini görmeye hoş geldiniz...
Evet, bu bölümde anlatacaklarım, adeta gelin gitmek üzere olan deli kızın, kendini beğendirmek için elinde ne var ne yoksa ortaya döktüğü çeyiz sandığına benzeyecek biraz...

*Efendim ben pek güzel dikiş dikerim. Annem Biçki Dikiş Yurdu mezunu olduğu için, çok iyi dikiş dikerdi. İlk sahne kostümlerim hariç, benim film veya sahne için gereken bütün giysilerimi o dikti. Giysi provalarından nefret ederdim, annem rahat durmam için yalvarır, ama bu konuda başarılı olmadığım için, istemeden de olsa, orama burama iğneler batırırdı. “Tarih tekerrürden ibarettir” sözü bayağı doğru: Sonradan ben de oğlumla epeyi boğuştum bu konuda.

Evet, işte annem dikiş dikerken çaktırmadan beni de işin içine katmaya başladı... Önce teyel sökmeye başladım, sonra sürfile denen, kumaş kenarlarının atmaması için yapılan kolay bir dikişe geçtim. Ardından bol teyel geldi; giysinin kalıbını kumaşa aktarırken kullanılan bir dikiş türü ! Sonra karşılaştırma ve prova derken, ben de annem kadar olmasa da, kendi başıma bir giysi dikecek seviyeye geldim.
Hatta, gelinliğimin modelini kendim çizdim ve annemle birlikte diktik...

*Buradan boncuk işi, nakış vs. ye geçiyorum.
Çok yoğun ölçüde olmasa da, nakış işledim,boncuk işledim, kolye, kemer, küpe vs. gibi takılar yaptım.
Orta okul arkadaşlarım hatırlarlar; bazan okulda harçlığıma katkıda bulunsun diye, biraz da zevk için, derici olan üst kat komşumuz Mehmet Ağabey’den aldığım artık derilerle yaptığım kemer, saç tokası ve bileklikleri satardım. Bu bana sinema veya sahneden kazandığım paradan daha gerçek ve daha değerli geliyordu sanki... Diğerleri oyun gibiyken, bunda el emeğinin değerini daha fazla hissediyordum.
Yine gelinliğime gelecek olursak; tacını, küpelerini ve göğsümdeki güvercinle, ağzında tuttuğu dala kadar her şeyini kendi ellerimle yaptım.

Haa, unutmadan, evlendiğimizde paramız sadece evimizi satın almaya yetmiş, ama gerekli minimumlar dışında eşya alacak paramız kalmamıştı. Eşimin o sırada okuduğu Marmara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nden aşırdığımız, diş hekimi koltuklarının koruyucu stiroporlarını kesip biçerek, üzerlerine kumaş kaplayarak, mobilya bile yapmıştım. O kumaşı kontrastı ile birlikte kullanarak, perde, yastık ve avize filan yaptık ve kendimize bir oturma odası oluşturduk... “Oluşturduk” diyorum, çünkü avizenin tellerini kocam bükmüştü J))

*Azıcık da dekorasyon diyeyim ve yavaş yavaş kaçayım...
Orta okul ve lisede resim ve perspektif derslerim hep çok iyi idi. Hatta ortaokulda yaptığım bir resim, lisenin sergisine katılmaya layık görülmüştü.
Bunun üzerimdeki etkisi, çocukluk odamdan başlayarak, şu an yaşadığım mekanları düzenlemeye kadar uzandı... “Dekorasyon” lafın gelişi, benim yaptıklarım düzenleme elbette.

Bu konudaki en somut ve en başarılı çalışmam, Şile yolu üzerindeki köyümüzde yaptırdığımız –şu an var olmayan- “hafta sonu kır evimiz”... Sevgili mimar hanımefendinin, bizi alışılmışa götürmek için harcadığı tüm çabalara rağmen, kocamın da tam desteği ile, ben ilkelin güzelliğinde kalmak amacıyla, % 90 kendi istediğim şekilde yapılmasını sağladım. Çok az değişiklik olmak kaydıyla, bu işi bilenlerden aldığım bilgi ile, sütun yerlerini bile belirlemiştim.

Evin bitince nasıl görüneceğini anlamak amacıyla, küçük ölçekli bir maket bile yaptım... Velhasıl, ev planı çizme, duvar yıkma, örme gibi inşaat işlerine bayılırım... 2 mm. lik bir farkı bile algılayan keskin gözlerim vardır. Evin içini de kendim döşediğimi söylememe gerek yok sanırım...


SON SÖZ: Yaratıcı ve kalıcı olan şeyleri seviyorum... Yemek pişirmeyi sevmemem bu yüzden örneğin. Sen ne yaratırsan yarat, tükeniveriyor. Damakta bıraktığı tat bir süre sonra geçiyor. O tadın zihindeki kaydı dersek, evet, kalıcı sayılabilir... Ama o kadarı için de değer mi bilmem...
En yaratıcı ve en kalıcı şey de çocuk elbette, ama ne yazık ki onun şekillendirilme aşamasında yüzlerce kişi ve değişik faktör girdiği için devreye, “bu benim eserim” diyemiyorsunuz tam olarak... Ama bu dünyaya güzel, aklı başında, sevgi dolu çocuklar getirin... Nicelik değil, nitelik olsun hedefiniz... Haydi kolay gelsin !




 
© Copyright Tevfik ERASLAN